EDİTÖR 20 / 02 / 2010  HUNTİNGTON VE TÜRKİYE - BÖLÜM 2

İlk bölümde iki farklı görüşün geçmişten günümüze süren mücadelesinden bahsettim ve bu duruma en yakın örnek olarak, ikiz kuleler saldırısı bahanesiyle birleşik devletlerin Irak işgalini verdim. Bu saldırı olmasaydı Birleşik devletler Irak’a saldırırmıydı bilinmez fakat sonuca gitmek istiyorsan sebebi her zaman bulursun. Irak işgali için eninde sonunda bir sebep bulunacaktı.

     2003 yılı Türkiye’de yeni bir partinin tek başına iktidara geldiği yıldı. Turgut Özal’dan sonra ilk kez bir parti tek başına iktidara ulaşıyordu. Son günlerde çok popüler olan “Sivil Diktatörlük” dönemi başlıyordu. Her ne hikmetse ne zaman halkın oyuyla tek başına iktidar olunduğun da aynı koro aynı şarkıyı hep söyler . Daha sonra arşivlerden çıkarıldığı üzere rahmetli Turgut Özal da tek başına iktidara geldiğinde aynı koro aynı şarkıyı manşetlerden güzel nağmelerle söyleyip durmuş. Zaman geçmiş, duvarlar yıkılmış, bilgisayar çağı yerine nano fizik çağı başlamış fakat bu koro hep aynı nakarattan devam etmiş. Zannedersin ki, halk ne oy verirse versin, zayıf, kararların zor alındığı, koroların hep şarkılarıyla titrettiği koalisyon hükümetlerin olması demokrasinin birinci şartıdır yoksa olmaz. Her neyse konumuz bu değil fakat dokunulmadan geçilemeyecek bir husus.

 Dünya da medeniyetler arasında çatışmaların yaşanacağı, din çatışmaların, kutuplaşmaların, çatışma, gözyaşı ve ölümün kol gezeceği bir dünyanın olacağını söyleyen bu görüşe en büyük engel Tayyip Erdoğan Hükümeti ile onun temsil ettiği Ak Parti iktidarıdır.

Çok zor bir süreç fakat geçen 7 yılda dünyaya çok önemli mesajlar verildi.Dini, dili,ırkı ne olursa olsun dünyadaki her sorunda ya da insani yardımda Türkiye hep vardı.Rusya, Ukrayna’ya saldırdığında Türkiye orada idi. İsrail’in Gazze vahşetinde en önde sesi en gür çıkan Türkiye idi.Endonezya depremi,Ukrayna’ya insani yardım,Darfur’a ,Haiti’ye yapılan insani yardımlarda yine Türkiye vardı.Çözülemeyen, tarafların bir araya gelmesi en zor olan barış görüşmeleri :Bosna ve Sırbistan,İsrail - Suriye,Irak - Suriye,Suriye-Lübnan Ermenistan-Azerbaycan arasındaki barış görüşmelerinde arabulucu yine Türkiye.                                                                            

Ayrıca İspanya ile yürütülen Medeniyetler Arası diaolog sürecinin eş başkanlığını yapan bir Türkiye var karşımızda.Dünya nereye gidiyor,insanların din,dil,ırk farklılıklarından dolayı birbirine tahammül edemiyeceği ve bunun sonucu oluşacak savaşların sonunun bitmeyeceği bir yerküremi göreceğiz yoksa barışın ve kardeşliğin hüküm sürdüğü ,medeniyetlerin birbirlerini tehdit görmediği huzurlu bir dünya mı göreceğiz?.Şuna emin olabilirsiniz her iki düşünceninde mücadelesi dünya var oldukça hep devam edecektir.

Yavaş yavaş duyar gibi oluyorum,Dünyada barış ve kardeşlik projesini yapan Türkiye kendi sınırları içinde ne yaptı.Kürt sorunu,alevi sorunu hala duruyor, güneydoğuda ki  gencecik fidanlarını hala toprağa veren bir ülke var.Ülkenin batısı ile doğusu arasında uçurumlar olan,

En eski illerden  olan Hakkari’ye bile ancak 2008 tarihinde  trafik ışıkları getirebilen bir ülke var.3 darbe 3 muhtıra geçiren,darbeler memleketi olarak anılan bu ülke kendi sınırları içinde ne yaptı diye sorduğunuzu biliyorum.Bu sorunuzun  cevabına belki başka bir yazımda cevap verebilirim fakat içinde bu kadar fırtına kopan,ayağına bu kadar prangalar vurulan,yıllar yılı türlü oyunlarla Kürt-Türk ,Alevi-Sünni çatışması provaları yaptırılan bir ülkede var karşımızda.Oynanan bu oyunun günümüzde hala tekrar bölümlerini görüyorsak,birde tüm bu prangalardan  kurtulan bir ülke hayal edebiliyormusunuz?

Ülke ve birey olarak hatamız yok mu?.Kendimiz gibi düşünmeyen,giyinmeyen,farklı din ve ırktan olan insanlara ne kadar tahammül ettik ve de ediyoruz ,Bu insanları buralardan sürülecek insanlar olarak mı görüyoruz ya da farklılıklardan güç alınacak ,hayatın birer mozaiği ile birer güzellikler demeti mi olarak mı görüyoruz.Otobüste ya da yolda onlara tebessümlemi yoksa dişlerimiz arasında senfoni melodileri mırıldanarak mı  seyredip duruyoruz.

    Kendimiz gibi olmayana ne kadar tahammül edebildiğimizin en yakın olaylarından biri Manisa Selende de ki roman vatandaşların  çıkan olaylardan sonra apar topar ilçeden çıkarılması belki en güzel örnektir.Günümüzde de  bir arada yaşamayı öğrenmek yerine en kısa yol olan güçsüz ya da az olanı sürmek hala  en ideal yol olarak görülmektedir.

Unutmamalıyız dünyayı değiştirmek istiyorsak ilk önce kendimizden başlamalıyız.                      EDİTÖR